2 Aralık 2009

Medine'de iki gün

Murat Mercan
AKP Milletvekili

1 Aralık Salı -- Medine... Allahin Resulune kucak acmis sehir. Sanki bu ozelligini hic kaybetmemis gibi... Peygamberin sehri tum ziyaretcilere kucagini aciyor... Mekkeden cok farkli... Daha temiz daha tertipli...

Burasi da hayatini Namaza endekslemis. Dunyanin bir cok sehrini gordum ama ibadetle ticaretin bu kadar ic ice gectigi, hayati domine ettigi bir sehir gormedim. Burasi insanin kendisini hic te yabanci hissetmeyecegi bir sehir...

Bugun de sakin Medine. Hacilar daha gelmediler. Mescidi Nebevi dunyanin en buyuk mescidi mi bilmiyorum ama herhalde Beytullahtan sonra en cok cemaat buradadir. Hele sabah namazi... Namazdan yarim saat once gittigimizde Mescid doluydu. Ne burada ne de Mekkede okunan ezanlar bizim alisik oldugumuz makamlarda okunuyor. Sanki bana Turkiyedeki ezanlar daha etkileyici gibi geldi.

Ama Kur'an oyle degil. Biz sabah namazi dusunun ki yarim saat suruyor. Medine imamlari da Kur'ani cok guzel okuyorlar. Abartidan uzak, anlamasaniz bile icinizde hissediyorsunuz Allahin kelamini. Keske bizim imamlarimiz burada en az alti ay egitim gorseler.

Kahvemi icerken bu satırlari yaziyorum. Kahvede TV yayini var. Kur'an kanali acik. Tum kahveye yayin yapiyor. Hayatin tam icinde Kutsal kitap.

Burasi medeni bir sehir. Medeniyet kelimesi buradan mulhem. Medineyi cok seviyorum. Medine ah Medine. ResulAllahin muhrunun oldugu kutsal sehir.

Madina


Medine ah Medine...

Mescid-i Nebevi sanki Allah'in Resulunun izlerini hala tasiyor. O kadar gorkemli o kadar kucaklayici ki.


Kac kapisi, kac minaresi oldugunu bilmedigim bu Cami dunyanin belki de en temiz camisi. Surekli ilaveler yapilmis Camiye. Ama insicam hic bozulmamis. Kac stadyum buyuklugunde acaba. Muthis bir armoni muthis bir estetik. Gozunuzu tirmalayan hic bir sey yok. Caminin icinde butun halilar ayni. Kabede mermerlerin uzerinde namaz kilmaya alismis insan icin buyuk nimet halilarin uzerinde namaz kilmak. Onbinlerce insanin ayak bastigi, binlerce insanin uzerinde uyudugu halilarin temizligi hep dikkatimi cekti. Cami hep kendine cekiyor insani.

Namaz vakitlerinden once cami avlusundan akin akin insanlarin Ezanin cagrisina kosmalarini seyretmek insanin Ruhunda siir lezzeti birakiyor. O ne kosusturma ya Rab...

Cami avlusu deyip gecmeyin. Bembeyaz mermerlerle kapli bu avlu Caminin dort bir yaninda ve cok buyuk. Alabildigine hareketli. Ve temiz. Bu kadar insanin ayak bastigi bu avlunun temizligi de ResulAllah'in bereketi.

Mescidi Nebevinin dogusunda Cennet-ul Bakî. Hz. Fatima ve sahabelerin evleri ve mezarlarinin oldugu bahce. Duvarlarla kapli. Ziyaret yasak. Duvarin onunde "hediye" karsiligi Dua okuyanlar estetigi bozuyor. Tum yasaklara ragmen duvarin onunde dua edenleri gormek mumkun. Iranlilar daha Medineye gelmediler. Onlar geldikleri zaman Cennet-ul Kubra duvarinin onunde aglayanlari, agit yakanlari gorebilirsiniz. Suudi polislerle arada cekismeler oluyor dogrusu.

Insanoglu gereksiz kutsallastirmalara cok yatkin. Anlamakta zorlaniyorum...

Burasi Medine. ResulAllah'I bagrina basmis. Bu Mescid O'nun mescidi. O'nun secde ettigi yerde secde yapmak duygusu insani muthis etkiliyor. Allah'in Resulunun ve arkadaslarinin ayak bastigi yerlerde yurudugunuzu dusunebiliyor musunuz?

TV de Kur'an okunmaya devam ediyor. Ve ben Turk kahvesi iciyorum.



Medineliler ResulAllah'a ensarlik yapmislar. Sanki ayni huylari devam ediyor. Alisverislerinde bile bir yumusaklik bir sukunet ve kalite var. Ama pazarlik yapmayi unutmayin. Burada Peygamber pazarligi yapmak lazim.

Cami avlusunun etrafi Minarelerin estetigini bozmayacak yukseklikte binalarla dolu. Hepsi otel ve alis veris merkezi. Hic bir bina gozu tirmalamiyor. Binlerce dukkan var. Kimisi Turkun. Kimisi Araplarin, kimisi Pakistan, Afgan, Ozbek, Yemenlilerin dukkanlari. Hemen hemen hepsi az cok Turkce biliyor. Sakin dukkanlarda Ingilizce konusmayin. Turkce anlasabiliyorsunuz.

Medinede hic bir Musluman yabancilik cekmez. Kimseye de bu gozle bakilmiyor. Sanki herkes Medineli. Yani Ensar. Keske bir Medineli bir dostum olsaydi.

Insanlarin hepsi guleryuzlu. Sempatik. Sevimli. Sanki buradaki insanlari coktandir taniyorum.

Hem Mekke de hem de Medinede cok guzel yuzlu insanlar gordum. Bu insanlarin yuzlerindeki Nur'a sahit oldum. Bakmaya doyamadim.

Mekkeliler de Medineliler de Allah dostuysa eger cok etkileyici. Hep seyretmek istiyorsunuz.

Ya Afrikalilara ne demeli. Dev yapilariyla asalet timsali. Elbiseleri belki eski, belki cok yoksullar. Ama asil ve Nur yuzluler.

Ya Endonezyali ya da Malezyalilar. Minyon tipler, ama tertemiz ve teslim olmuslar. Sessizlikleri size hep bir seyler soyluyor.

Afganlilar belkide yuzlerinde cok aci cekmenin kirisikliklarini en cok tasiyanlar. Onlarinda yuzlerindeki Nur eksik degil.

Burada hakim renk beyaz ve siyah. Bembeyaz elbiselere burunmus erkekler, siyah elbiseleriyle kadinlar bir renk cumbusu ve bir gorsel armoni. Her insan burada guzel.

Mescid-i Nebevide de Kabede oldugu gibi hemen hemen her vakit Cenaze namazi kiliniyor. Kilinmadigi bir vakte daha rastlamadim. Hayatla olum her yerde icice. Ama burada bunu hep hissediyorsunuz. Ne kadar cenaze olursa olsun tek namaz kiliniyor. Benim icin en guzel olum herhalde cenaze namazimin Mescid-i Nebevide kilinmasi olurdu.



2 Aralık Carsamba -- Bugun son gunumuz. Bir kac saat sonra Turkiye'ye donuyoruz artik.

Dun Mescid-i Nebevide ikindi namazinda Cenaze namazi kilinmadi. Bu seferimizde ilk kez oluyor. Medinede bir tek mezarlik oldugunu ogrendim. O da Cennet-ul Baki. Butun cenazeler oraya gomuluyor. Kabir ve olu konusunda bizim adetlerimizden farkli adetler var burada.

Dun Kuba mescidine gittik. Peygamberimizin Hicret ederken 12 gun kaldigi yer. Ve kendi elleriyle yaptigi ilk Mescid. Peygamberimizi Medinede ilk karsilayan ve agirlayanlar onlar. Kuba Mescidinin hemen yaninda bir kuyu var. Hz. Osman'in Peygamberimizin muhrunu dusurdugu kuyu. Tum aramalara ragmen bulunamamis Muhur. Bugun uzerini kapatmislar. Hurma agaclari var. Hemen karsisinda bir hurma bahcesi ResulAllah'in sevdigi bahce. Her yerde Peygamber izi.

Deve sutu icmek icin arkadaslar bizi Medinenin disina goturduler. Deve sutu ResulAllah'in tavsiye ettigi sut. Devenin yavrusu bir memeden sut emerken diger memeden sagdi bize Yemenli coban. Suzdu ve ictik. Deve sutu kaynatilmadan icilirmis. Uzerinde cokca kaymak olan bu sut kendinden sekerli.

Dunden itibaren Medinenin ziyaretcileri artti. Cok kalabaliklasti Medine. Bize ise artik yol gorundu. Hayat her yerde devam ediyor. Medineden hurma almayi unutmamak lazim. Hurma deyip gecmeyin onlarca cesidi var. Ne guzel yiyecek su mubarek. Hurmayi mutlaka bilen birinden almak lazim. Eger ihtiyac olursa size guvenilir bir isim verebilirim. Turkiye'ye de yolluyormus.

Artik ayrilik vakti geldi. Hem Mekkeden hem Medineden gozlemlerimi yazdim. Ne vesile oldu, neden yazdim bilmiyorum. Sizlerle bu coskumu ve heyecanimi paylasmak icin belki de. Dogrusu bu ziyaretimizde etrafimi gozlemlerken hep yazacak bir seyler aradim o gozle baktim.

Elbette baskalarinin gozlemleri farkli olacaktir. Gozlemlerimiz bizim gozlerimizin suzdukleri. Burada yanlislari ve cirkinlikleri gormekte mumkun. O acidan bakildiginda insan her yerde insan. Arap olmasi ya da Kur'an dilini bilmesi bir ayricalik olmuyor. Insan Nefsi ve Aklinin arasinda gidip geliyor. Anahtar kelime her halde Sirat-i Mustakim. Ve Sirat-i Mustakim olanlarla beraber olmak.

4 Ekim 2009

Sinan'ın su kemerleri

Erkan Türe
İstanbul Şehir Üniversitesi


Geçen hafta sonu bir turla Mimar Sinan'ın Istanbul'a su getirmek için yaptığı su yollarını (kemerleri) gezdik. Öğrendiğimize göre Istanbul eski dönemlerde de su sıkıntısı çekmiş ve şehre su getirmek üzere çeşitli tesisler yapılagelmiş. Şehrin içinde kalan Bozdoğan Kemeri en bilinen Roma kemerlerindenmiş. Hem Bizans döneminde, hem de Osmanlı döneminde eski su kemerleri onarılmış, yenileri eklenmiş. Fetihten sonra Fatih döneminde iyi bir onarım yapılmış ve 100 sene idare etmiş. Kanuni döneminde Istanbul'un nüfusu artmış, su sıkıntısı başgöstermiş, tulumlarla satılan içme suyu pahalanmış. Kanuni Kağıthane deresindeki suları Istanbul'a getirmek üzere Mimar Sinan'ı görevlendirmiş. Büyük Mimar Sultana "Bu yapılabilir ama çok pahalıya mal olur" demiş. Kanuni de hem para, hem yetki verip Halkalı ve Kırkçeşme tesislerinin yenilenmesi ve genişletilmesi projesini Sinan'a vermiş. Her ne kadar devrin sadrazamı Rüstem Paşa "şehre göçü teşvik eder" kaygısıyla bu projeyi engellemek için uğraştıysa da o devirde Danıştay ve İdare Mahkemeleri filan olmadığından bu büyük projeyi durdurmak için kimsenin gücü yetmemiş! (Bu son cümlenin son kısmını ben ekledim!) Bu proje Mimar Sinan'ın kalfalıktan ustalığa yükselmesini işaretlermiş. Sinan basit bir su taşıma kemerini bir sanat eserine dönüştürerek ustalığını göstermiş. (Hala da gösteriyor, tabii bakmasını bilenlere!). Yeni mühendislik yaklaşımları kullanarak rüzgarın, selin, depremin ve zamanın etkilerine dayanıklı ve estetik eserler bırakmış, tabii suyu da Istanbul'a getirmiş.

Biz Kırkçeşme tesislerinin ayakta kalan en önemli 5 kemerini ziyaret ettik ve rehberin tabiriyle "Sinan'ın eserlerine ellerimizle dokunduk", O'nu rahmetle ve hayranlıkla andık. Bu tesisler Belgrat Ormanlarındaki çeşitli derelerin suyunu Istanbul'a 25 km mesafeden süzerek toplayan, çökelten ve tamamen kapalı künkler içinde çukur yerleri ve su yataklarını kemerlerle geçerek Istanbul'daki maksemlere getirip oradan çeşmelere ve hamamlara dağıtan karmaşık bir isale hattı sistemidir. Kırkçeşme tesisleri 1553 - 1564 arasında yapılmış, daha sonra yapılan bentlerle beraber 33 kemer, 4 bent, 570 adet katma ve 55 km isale hattı ile 580 çeşmeye, sayısı bilinmeyen hamam ve sebile su taşımıştır. Büyüklük ve maliyet olarak Mimar Sinan'ın yaptığı en büyük eserdir. Mukayese için aynı dönemde yapılan Süleymaniye Camii ve Külliyesinin 35 milyon akçeye, Kırkçeşme tesislerinin 50 milyon akçeye mal olduğunu bilmek yeter. Şehrin 34 metreye kadar olan yükseklikteki kısmına su getiriyordu, daha yüksek kesimlere Halkalı hattından su veriliyordu. 1563'de büyük bir su baskını olduğunu ve bu kemerlerin büyük hasar gördüğünü, bazılarının yıkıldığını biliyoruz, anlaşılan büyük Mimar bu sel sonucundan dersini çıkarmış ve eserlerinin tasarımını güçlendirerek hızla yeniden yapmış.

Yağmurlu bir günde otobüsle çamurlara bata çıka en yakın noktaya kadar gitmeye çalışıp gerisini yürüyerek gittiğimiz bu kemerler nedense 55 yaşıma kadar mimari değerlerini hiç düşünmediğim ve anlamadığım eserler olarak karşıma çıktı. Bu da bana bir ders olsun!

Kısa bilgiler şöyle: (İlk gördüğümüz Paşaderesi Kemerinin az bir kısmı görülüyor, orman yolu zaten altından geçiyor, bakımsız bir durumda.)


1. Eğri Kemer (Kovuk veya Kırık Kemer de deniliyor). 409 m uzunluğu varmış. Kağıthane Deresi üzerinde 90 derece dirsekle dönerek gidiyor. 3 katlı, altta 4, ortada 10, üstte 33 kemerden oluşuyor. Ortasından yürüyerek gidilebiliyor. Hemen dibine İBB Hamidiye Suyu tesislerini yapmış, ne yazık ki hiç estetik değil, tam oraya yapılması gerekli de değildi.

2. Uzun Kemer. 711 m uzunluğunda, 25 metre yüksekliğinde iki katlı. Kemerlerde su en üst kısımda kapalı bir tünelde künkler içinde akıyor.
Mağlova Kemerine (Yaşamkent isimli yere çok yakındaki) bozuk 2 km kadar bir yolu otobüsle gittikten sonra orman içinden 2 km kadar yürüyerek ulaştık, yol üstünde bugün hala kullanılan Büyük Havuzu da gördük, suların birleştiği depo görevini yapan bu havuzun alt tarafında 50 metre ilerideki bir borudan akan suyu insanlar bidonlara doldurup gidiyorlar ama etraf pislik ve çöple dolu! Ne hazin!


3. Mağlova Kemeri. En ihtişamlı yapı bu. Alibeyköy Deresi üzerinde, ne yazık ki 1970'lerde baraj yapıldığı için baraj gölü içinde kalan bu canım eserin tam üzerinden de dev yüksek gerilim hatları geçiyor, her iki yakasında devasa hat direkleri var.
257 m uzunluğunda 28 m yüksekliğinde, ayrıca temel derinliği 14 m civarında. Asimetrik kemer gözleri ve ilginç mimari yapısı mimarların ilgisini çekiyor, birtakım mühendislik hesapları sonucu dayanıklılığı artırmak için böyle yapıldığını düşünüyorlar. Bildiğiniz gibi Mimar Sinan'ın eserlerinin çizimleri yok. tasarımın gerekçesine dair bir bilgi de yok. Mağlova Kemerinin hem estetik, hem mühendislik açısından dünya literatüründe çok özel bir yeri varmış bu eserin. İki katlı, ortasında geniş bir yaya geçişi var, bakım - onarım için yapıldığı düşünülüyor. Üzerinde balıkçılar vardı, kemerin içinde hafif bir ateş yanıyordu!


4. Güzelce (Cebeciköy) Kemeri. Dere üzerinde Mağlova Kemerinden sadece 1 km kadar aşağıda olmasına rağmen ulaşacak başka bir yol olmadığından önce 2 km (çamura bata-çıka) yürüyüp otobüse döndük, sonra 15 km kadar büyük bir yay çizip Cebeci Köyüne geldik. Otobüsü köyde bırakıp yine 1 km çamur deryasında Cebeciköy Deresi boyunca yürüyüp kemere ulaştık. Dere boyunca araçlarıyla gelip küçük katlanır masalar üzerinde kafa çeken ehl-i keyf vatandaşlara rastladık. Bol miktarda curuf, inşaat artığı ve çöpün dere boyunca toprak yol kenarına döküldüğünü gözledik. Ramazan ayındaki selde köyün dere yakınındaki evleri su basmış, ayrıca sel çok pislik ve atık getirmiş, kemerin altındaki durgun ve balçıklı suyu iyice kirletmiş.

Uzun, yorucu, üstümüzü - başımızı çamur yapan ama hem güzel bir tarih-kültür gezisi, hem güzel bir spor olan bu günün akşamını köy kahvesinde taze çay içerek tamamladık ve Istanbul'un pazar akşamı trafiğine karıştık. Eve döndüğümüzde saat 22'ye yaklaşıyordu.

Umarım notları okuyup fotoğrafları görmek sizleri de heveslendirir ve büyük Mimar'ın bu az bilinen eserlerini görmek ve onlara dokunmak isteğinizi kabartır. (Harita burada)

11 Ağustos 2006

Samsun gemisi ile İzmir

Akif Eyler
Marmara Üniversitesi


Gemi ile seyahat çok ilginç, insana şehir hayatının unutturduğu birçok şeyi hatırlatıyor. Özel bir firmanın satın aldığı Samsun gemisi, bu yaz İstanbul-İzmir arasında gidip gelmeye başladı.

Samsun2
Samsun gemisi Sarayburnu'na yaklaşıyor

Seyahat
İstanbul-İzmir arasındaki yolculuk 19 saat sürüyor. İkindiye doğru yola çıkıp öğleye doğru diğer limana varıyor. Gemide 160 kadar kamara, restoran, kafeterya, yüzme havuzu bulunuyor. Kamara istemeyen yolcular için pulman koltuk salonları var. Fakat yolcular için bir büfe düşünülmemiş. Su, mendil gibi ihtiyaçları önceden düşünüp yanınızda getirmeniz iyi olur. Elinizde bir de dürbün varsa, yolculuğun tam keyfini çıkarabilirsiniz. Bir harita ve pusula da yolu takip etmek için gerekli.

Güverteler
Güverte planı

Günbatımı
Güneşin batışı denizde de çok güzel. Çoğu zaman uzaktaki bir bulutun ardında kayboluyor. Hiç bulutsuz bazı ender günlerde ise, güneş denizin içine "batıyor." Dümdüz mavi bir ufukta alçalan kırmızı bir disk suyun içine giriyor.

Agean sunset

Denizde Gece
Uzun deniz yolculuğu yaptıysanız gecenin dehşetini bilirsiniz. Denizin gecesi asla karanınki gibi değil. Güneş battıktan sonra batı ufku bir saat boyunca renkten renge giriyor. Yeşil hariç, bütün renklerin pastel tonları sırayla görünüyor. Sonuna doğru deniz tamamen kararmışken ufukta hafif beyazlık kalıyor. Bu arada yıldızlar görünmeye başlıyor. Gece bütün ağırlığı ile üstümüze çöküyor.

Gecenin apayrı bir güzelliği var elbette. Mehtaplı zamanlarda, ayışığı gecenin dehşetini biraz azaltıyor. Aysız ve bulutsuz bir gecede belki samanyolu da görünüyor. Burçlar, kayan yıldızlar hep gecenin süsü oluyor.

Geminin arkasına geçince, pervanelerin suda çıkardığı ses duyuluyor. Deniz ise tümüyle karanlık, kendini göstermiyor. İşte o zaman denizde gecenin dehşetini hissediyorsunuz.

Özellikle Çanakkale boğazından geçerken, uzaktaki gemilerin ışıklarını seyretmek çok hoş. Asırlardır yerleşmiş denizcilik kurallarına göre, büyük gemiler iki direkte birer beyaz ışık ile iki yanda birer renkli ışık taşımak zorunda. Geminin sağı olan sancak tarafında yeşil, iskele tarafında kırmızı renkli ışıklar var. Böylece, çok uzaktaki gemilerin bile hangi yöne gittiğini hemen anlıyorsunuz: Yeşil görüyorsanız diğer gemi sağa gidiyor, kırmızı görüyorsanız sola.

denizde gece

Kırmızı ve yeşil ışıklarlarla birlikte iki beyaz ışığı da görüyorsanız tehlike var: Diğer gemi tam üstünüze geliyor. Bu durumda ya iki gemi de dümeni sağa kırarak birbirlerinin sağından geçiyor, ya da soldaki sağdakine yol veriyor.

Sabah
Gecenin sonu yaklaşınca, akşamki renkler dizisi doğu ufkunda tersinden gözleniyor. Önce bir çizgi gibi fecrin beyazlığı çıkıyor. Sonra renkler görünüyor ve yıldızlar siliniyor. Aydınlık etrafı kapladıkça karanlık yok oluyor.

Birden güneş kendini gösteriyor, parlak bir nokta. Sonra yükselen kızıl disk, yorulmadan, bıkmadan bizi ısıtıp aydınlatmayı sürdürüyor.

Geceler sonsuza kadar sürmüyor.

Samsun3
Gemimiz İzmir Alsancak limanında