18 Haziran 2016

Muhteşem Bir Ma'bed

M Akif Eyler

Ortasında Beytullah isimli Kâbe bulunan Mescid-i Haram, muhteşem bir ma'bed. Hz İbrahim ve Hz İsmail'in 4000 yıl önce yaptığı Kâbe hiç değişmeden duruyor, etrafındaki bina ise sürekli bir genişleme halinde.

Mescid-i Haram 1990
1950'lerde yapılan ana binanın (A) merkezinde Kâbe, doğusunda Safa, kuzeyinde Merve bulunur. Hacc ve umrenin esası olan tavaf ve sa'y ancak bu binada yapılır.

1990'larda üç kubbesi ile dikkati çeken klimalı ek bina (B) yapılmıştı. Tavaf ve sa'ye bir katkısı olmasa da, namaz kılanlar için önemli bir tevsiat idi.

2010'larda önce sa'y yolu doğuya doğru genişletildi ve bir kat daha yükseltildi. Şimdi toplam alanı diğerlerinden fazla olan (C) tevsiatı yapılıyor. Henüz sonuçlanmaktan epeyce uzak ama binanın ihtişamı şimdiden belli oluyor.

Mescid-i Haram 2020
A, B , C olarak adlandırdığım bu üç binayı çift minareli kapılarından tanıyalım:

A binasının üç büyük kapısı Kâbe'nin üç köşesine karşı geliyor: (Henüz bu kapılar tamamlanmamış)
Ft: Fetih Kapısı (kuzey)
U: Umre Kapısı (batı)
AA: Abdulaziz Kapısı (güney)
Doğu yönü dağ olduğundan Safa tarafında büyük bir kapı yok.

FK: Fehd Kapısı, B binasının ana girişi
AK: Abdullah Kapısı, C binasının ihtişamlı girişi

Bu beş kapı, tavaf alanına inen beş adet büyük merdivene karşı geliyor. Merdivenlerin her birinde ayrı ayrı oturup Kâbe'yi seyretmek çok farklı bir deneyim olmalı...

Binalar, Ana kapılar, Revaklar, Merdivenler

2010 tevsiatı başlamışken, 2012'de alınan radikal bir kararla 60 yıllık A binası üç yılda yenilendi. Bu yenilemenin can alıcı kısıtı, Ramazan için teravih alanının, hacc için bina için tavaf alanının eksilmemesi. Böylece her safha yaklaşık altı ayda tamamlanarak, her hacc mevsiminde çatıda tavaf mümkün oldu.

Yeni tasarımın en önemli farkı sütunların kalınlaştırılarak sayısının azaltılması. Önceden 5m aralıklı 115 sütun çatı katının iç çevresini belirliyordu. Şimdi 15m aralıklı sadece 38 sütun var. Yani çatıdaki tavaf uzunluğu çok değişmedi (bir tur 570m) ama artık bina içinde tavaf kolaylaştı: Yaklaşık 4km, bir saat sürmüyor. Dikdörtgenimsi tavaf alanı da kareye daha yakın bir şekil aldı.

İnşaatın safhaları: 2013-2015

Ana binanın eski hali, buna bağlı revaklar ve aynı tema ile yapılan B binası sadelik içinde bir estetik sunuyordu. C binası için bu sıfatları kullanamıyoruz. Burada hakim olan tema ihtişam: Kâbe'ye doğru akan 4 katlı 4 adet yol çevresinde muhtelif boylarda salonlar adeta havada asılı duruyor. Yürüyen merdivenlerle ulaşılan beş seviyeli bu salonlarda ne Kâbe'nin ne de diğer salonların izi görünüyor.

Asma katlar

Hepsi birbirinden bağımsız duran bu salonların her biri büyükçe bir cami boyunda, yaklaşık yüz adet.

C Binasındaki salonların dağılımı

C binasını simgeleyen Abdullah Kapısından, ya da büyük kubbenin yanından bakınca hem Kâbe'nin hem de yeni yapının ihtişamı görülüyor.
Muhteşem Manzara

11 Haziran 2016

"Soframiza buyurun"

M Akif Eyler

Medine'de Ramazan anlatılır gibi değil.  İftar vakti camiye girerken her taraftan çağırıyorlar:  "Soframıza buyurun". Davet edilen sofralar çoğunlukla aynı: Biraz ekmek, 7 adet hurma, 150 g yoğurt, bir yudum kahve. Bir de o bölgenin ayrıcalığı olan zemzem. (Uğraşıp nice zahmetle getirdiğimiz zemzemin tadı burada aynı olmuyor, o nedenle "ayrıcalık" dedim)

Nebevi Camisinde iftar sofraları kuruluyor
Sofra tam özendiğim gibi: basit ve doyurucu. İkindiden sonra faaliyet başlıyor, önce uzun plastik örtüler seriliyor. Saatlerce başka bir şey yok. Ama biliyorsunuz ki "Rabbim rızkımı gönderecek." Bu nedenle kimse telaş etmiyor. Yarım saat kala önce hurmalar dağıtılıyor, sonra ekmek ve yoğurt. En son zemzem ve kahve servisi yapılıyor ve iftarda (19:10) her şey hazır. Ezanla birlikte sofra sahipleri de oturuyor ve eller şükürle yemeğe gidiyor.

Yollarda bile sofralar serilmiş. Kimisinde sıcak yemek var, kimisinde sandalye... ama onlar standart dışı. Sahurda ayrıca bir ikram göremedim.

Yollarda bile sofralar serilmiş
Yemek dağıtanlar teşekkür kabul etmiyor. Çünkü orada hepimiz eşit şartlarda kullarız, ama onların aşağıda anlatacağım önemli bir avantajı var. "Bana değil, Rabbinize şükredin" diyorlardı sanki, lisan-ı hallerinde şu âyeti açıkça okudum:

76:9. "Sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz"

Bu sofralar "karşılıksız ikram" kavramının en güzel örnekleri. Öte yandan, ilahi teminat altında olan hakiki ihtiyacımızın ne kadar az olduğunu bize hatırlatıyor. 80 çeşit nimetin dizildiği sofralar gerçek ihtiyacın değil, belki açgözlülüğün göstergesi olabilir.

Caminin avlusunda standart dışı bir sofra
Bu manzarayı ilk gören bir kuzenim, sofraları şöyle özetledi:
Medine'de mescide iftara 5 kala bile gitsen; "sofra?" sorusuna evet anlamında kafa salladığın can, seni elinden tutup, sofrasına götürüyor ve bütün ikramların (zemzem dahil) önüne geliyor... iftar komşuların yanlarında getirdiklerini de paylaşıyor seninle: bir parça simit ekmek, bir kaç zeytin ya da susamlı çıtır helva... Rabbim her iftarda renklendiriyor sofranı ve şükrediyorsun sen telaşa kapılmadan rızkını veren, nasiplerini önüne seren Rabbine...
En uzun günlerde, Medine'de oruç daha kısa: Istanbul'dan 45 dak sonra oruç başlıyor, bir buçuk saat önce bitiyor. Ezan ve kamet arasında yemek faaliyeti sona eriyor ve önce artan yiyecekler toplanıyor. Sonra çekirdek, kağıt, plastik vb artıklar kocaman poşetlere dolduruluyor. Namaza kadar sofra tamamen toplanmış oluyor. Sonrasında, artan malzeme ile daha küçük sofralar kuruluyor ve öyle görünüyor ki bir hurma bile ertesi güne kalmıyor.

İftarı beklerken
Peki bu ikramlar neden böyle yaygın? Çünkü oruçluya iftar vermek hakkında meşhur bir hadis var:

Kim bir Müslüman kardeşine iftar vakti yemek yedirirse, onun sevabı kadar da kendisine sevap yazılır. Yemek yedirdiği kimselerin sevabından da hiçbir şey eksilmez.
(Tirmizî, Savm: 82; İbni Mâce, Sıyam: 40)

Sahur yedirmek hakkında bir hadis olmadığı için hiç kimse sahura emek harcamıyor.

Tipik ikramlar

13 Şubat 2015

Tuhaf Bir Rüya

Akif Eyler
Marmara Üniversitesi


Yemekten sonra biraz dalmıştım ki Mine aradı, "Necla Abla fenalaştı, hastaneye gidiyoruz.". Hemen çıktık, 112'den çağrılan ambulans bizden önce varmış. Annemi sedyeye yerleştiriyorlardı. On gün önce çıktığımız özel hastanenin acil servisine gidip durumu anlattık. "Bizde nörolog yok" dediler, "devlet hastanesine gidin."

Yirmi yıldır her gün önünden geçtiğim Göztepe hastanesine gittik. Daha biz oraya ulaşmadan kabul işlemi yapılmış, doktor durumunu soruyordu. Üç kişilik ambulans ekibine rastladık, "sarı çizgiyi takip edin" dediler, teşekkür ettik. Hastalar durumun ciddiyetine göre kırmızı, sarı ve yeşil alanlardan birine alınıyor. Yerdeki renkli çizgiler sizi o alana götürüyor. 

Bekleyenler arasında bir de tekir kedi vardı. İki kişilik yere yayılmış, uyur gibi yapıyordu. Kimse yerinden kaldırmaya cesaret edemedi. Yanına gelenler, "Yazık, tek gözü yokmuş" deyince Tekir konuştu: "Tek gözümün yokluğundan şikayet mi edeyim? Tek gözle sizden iyi görüyorum, varlığı görüp şükretmek gerekmez mi?"


Danışmadaki adama mescidin yerini sordum. Yerleri paspaslayan görevliye seslendi: "Osman bak, amcaya yardım et." Osman cebinden bir kavanoz çıkardı, yere biraz bal döktü. Tekir koştu, balı diliyle temizledi. Bana döndü "Bal dök yala, burada her yer mescid" dedi.

Annemin yanında doktor vardı, son yapılan tedavinin raporunu istedi. Eve gidip getirdim. Az sonra battaniye istediler. Geri dönüp onu da getirdim. Günlük kullandığı solunum cihazını istediler. Uzun hortumu istediler. Onları da getirdim. Su içmek için pipet bile getirdim. En son, 20 kiloluk oksijen tüpünü istediler.
- Hastanede oksijen yok mu?
- Her odada var ama MR'da yok
- MR'da ne işimiz var?
- Tomografide bişey göremediler...
- eee?
- MR'a gidilecek, tüp kapıda duracak

"Rüyada olur böyle şeyler" diye düşündüm. Sol elimi Tekir'e uzattım.
- Bir tırnak at bakalım, rüyada mıyız?
- Rüya olsa böyle mantık yürütemezsin
- Sen bir tırmala, hadi durma
- Kıyamam sana, bana bir kötülük yapmadın
- Sen ne güzel kedisin

Olmayan gözüyle alay ettiğimi sandı, tırnağını geçirdi. Elim kanadı ama hiç acı duymadım. Böylece bunun rüya olduğu, rüya içinde kanıtlanmış oldu. Ama Tekir'in içine sinmedi, "Postunu deldim, sana bir dua öğreteyim de ödeşelim. Anan baban için sürekli bunu oku:
Rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ"

Peki MR'a nasıl gideceğiz? Osman geldi, "Ben götüreyim Amca" diyerek hasta yatağını itmeye başladı, oksijen tüpünü de önüne sıkıştırdı, kocaman bir asansöre bindirdi, yerin altına idik. Labirent gibi koridorlardan uçarak geçiyorduk. Her taraftan sular damlıyordu ama duvarlarda büyük tablolar asılıydı. Tek gözlü kedi belirdi, "Osman, acele etme, sana yetişemiyorlar!" diye uyardı.


Neyse, içinde 20-30 kişinin bekleştiği sıcak bir odaya girdik. Osman içeri girince durumu anlattı. Meğer MR gece-gündüz hiç durmadan çalışırmış, bunlar 3-4 ay önce randevu alıp geceyarısı sıraya girmişler. "Yine acilin hastası araya girdi" diye söylenenler oldu. "Ne ayıp, hem yaşlı hem hasta teyze, elbette öne geçecek" diyen de oldu. Rüya olunca, herkes her şeyi söylüyordu, kulak asmadım.

Acilden de gelsek, burası bekleme odası. Bir saat bekledik. Osman bir paket uzatıp "Amca, sıkıldıysan dışarıda içebilirsin" deyince Tekir çok kızdı, "Osman, adamın ak sakalına baksana, hiç sigara içer mi!" diye azarladı. "Sen ne akıllı kedisin" diye düşündüm ama sol elime baktım, dile getirmedim.

MR'da da bişey çıkmadı, 3:30'da "hadi artık gidin" dediler. Rüya dedik ya, kimse para da istemedi. Osman bir ambulans buldu, eve döndük. Sabah uyandığımda Güler kahvaltı hazırlıyordu. Annemin evinde her şeyin yeri bellidir, bir santim kıpırdamaz; her şeyin vakti de bellidir, bir dakika şaşmaz. "Ne uzun bir rüya" diye düşündüm, hakikat olmadığı için şükrettim. Elime baktım, kedinin tırnak izleri duruyordu.