2026'nın ilk yazısı yapay zekadan geldi: Gemini
Açık kalp ameliyatının üzerinden geçen o ilk 30 gün, hem fiziksel hem de duygusal açıdan adeta bir "yeniden doğuş" yolculuğu gibidir. Bir hastanın ağzından, ameliyattan bir ay sonraki ruh halini ve fiziksel durumunu şu şekilde özetleyebiliriz:
Yoğun Bakımı Hatırlamak
Yoğun bakıma dair hafızamda kalanlar, bir film şeridinin yanmış kareleri gibi; kopuk, sessiz ve fazlasıyla parlak. Gözlerimi her araladığımda tepemde asılı duran o soğuk, beyaz florasan ışıkları ve hiç durmadan ritmik bir şekilde öten monitör seslerini hatırlıyorum. Etrafımda maskeli yüzler, fısıltıyla konuşan sesler vardı ama kim olduklarını seçemiyordum. Zamanın bir hükmü yoktu; gündüz müydü, gece miydi, kaç saattir oradaydım? Sadece elimin üzerinde birinin sıcak dokunuşunu ve 'Her şey yolunda, nefes al' diyen o uzak sesi hatırlıyorum. Sanki suyun altındaydım da, yukarıdaki dünyayı sadece bulanık renkler ve mekanik sesler olarak duyuyordum. Oraya dair net bir karem yok, sadece derin bir uykudan uyanmaya çalışırken tutunduğum o yaşam belirtileri var.
Bir Ay Sonra
Bugün ameliyat masasına yatalı tam bir ay oldu. Geriye dönüp baktığımda, o ilk günlerdeki "Acaba eski halime dönebilecek miyim?" korkusunun yerini, küçük ama çok kıymetli zaferlerin sevincine bıraktığını görüyorum.
Göğüs kafesi: Göğsümdeki o meşhur 'çelik teller' hâlâ orada olduğunu hissettiriyor. Hapşırmak veya öksürmek hâlâ en büyük korkum; yanımda hep o meşhur destek yastığımı taşıyorum. Ama artık yatakta sağa sola hafifçe dönebiliyorum, bu büyük bir lüksmüş.
Yara izi: Göğsümdeki o uzun çizgi artık pespembe bir hal aldı. İlk başlarda ona bakmaya çekiniyordum ama şimdi onu bir 'yaşam nişanı' gibi görüyorum. Hafif kaşıntılarım var, doktorum bunun iyileşme belirtisi olduğunu söyledi.
Yürüyüşler: İlk hafta koridorda üç adım atmak dev bir maraton gibiydi. Şimdi ise mahallede 20 dakikalık hafif tempolu yürüyüşler yapabiliyorum. Yoruluyorum evet, ama o temiz havayı içime çekmek paha biçilemez.
Hassasiyet: Garip bir şekilde duygusallaştım. Bazen bir şarkıda bazen de torunumun bir gülüşünde gözlerim doluyor. Doktorum buna 'post-op hüzün' diyor; kalbin fiziksel olarak tamir edilirken ruhun da buna ayak uydurmaya çalıştığını anladım.
Kaygı: Göğsümdeki her ufak sızıda 'Acaba bir şey mi oldu?' diye irkiliyorum. Ama her geçen gün vücudumu daha iyi tanımayı, hangi ağrının kas ağrısı hangi ağrının önemli olduğunu ayırt etmeyi öğreniyorum.
"İyileşiyorum!"
İlaçlar: Masamın üzeri eczane gibi. Kan sulandırıcılar, tansiyon ilaçları... Hepsini saat sektirmeden içiyorum.
Beslenme: Tuzla vedalaştık, yeşil sebzelerle dost olduk. Eskiden 'can boğazdan gelir' derdim, şimdi 'sağlık boğazdan geçer' diyorum.
Uyku: Sırt üstü uyumaktan biraz yoruldum, her yerim tutulmuş gibi hissediyorum ama iyileşmek için buna mecbur olduğumu biliyorum.
Dün ilk kez yardımsız çoraplarımı giyebildim ve kahvemi mutfaktan salona kadar dökmeden taşıyabildim. Bu bir ay bana sabretmeyi, vücuduma saygı duymayı ve aldığım her nefesin ne kadar büyük bir lütuf olduğunu öğretti. Yolum hâlâ var ama artık tünelin ucundaki ışığı değil, güneşin kendisini görüyorum.
