31 Ocak 2026

Blok Evren Modeli

Bir Hayali Deneme...

Ertuğrul Taçgın

Blok evren modeline göre: evren (en-boy-yükseklik gibi) 3 uzaysal geometrik boyut ve 1 zaman boyutundan oluşan, geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanın aynı derecede var olduğunu kabul eden bütüncül bir modeldir. Bu modele göre zaman akmaz, sadece zaman boyutu yönünde ilerleyiş söz konusu olabilir, o da diğer boyutlar gibi bir boyuttur, diğer boyutlardan hiç bir farkı yoktur. Bu modele göre, evren, sanki baştan sona yazılmış bir kitap gibidir, bizim okuduğumuz sayfa şimdiki zaman ise, önceki okunmuş sayfalar geçmiş zamandır ve yok olmamışlardır, henüz okunmamış sayfalar ise gelecek zaman ile ilgilidir, yaratılmayı beklemesine gerek yoktur, zaten vardırlar; hepsi zaten bir blok içinde bütünün parçalarıdır. Bir başka benzetme, iki geometrik boyutlu evren için, ekmek somunu şeklindedir; burada kesilen ekmek dilimin yüzeyi (en ve boy gibi) iki tane geometrik boyut, uzunluk ise zaman boyutu için kullanılır.

Blok evren modeli, Einstein'in görelilik kuramından çıkan kaçınılmaz sonuçtur ve bir çok fizikçi tarafından desteklenir; bunların başında Hermann Minkowski gelir, ki Minskowski uzay-zamanı olarak tanımlanan, blok evrenin matematiksel yapısını oluşturmuştur. Blok evren modeli, Max Tegmark, Kurt Gödel gibi önemli fizikçiler tarafından güçlü bir şekilde, Roger Penrose  tarafından ise kısmen desteklenir. Buna karşılık, blok evren teorisi Lee Smolin, Carlo Rovelli gibi bir kaç fizikçi tarafından da muhtelif gerekçelerle reddedilmektedir.

Blok evren teorisinin arka planını daha iyi kavrayabilmek için, dünya üzerindeki 50 yaşındaki meraklı bir gözlemcinin 50 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegende yaşayan 250 yaşındaki başka bir akıllı canlıyı izlediğini kabul edelim; aynı şekilde uzak gezegendeki canlı da gelişmiş teleskopuyla dünyadaki gözlemciyi gözlüyor olsun. Önce, acaba dünyadaki bizim gözlemcimiz ne görecektir, diye sorgulayalım. Aradaki 50 ışık yılı uzaklıktan dolayı, bu akıllı canlının 50 sene önce uzaya yaydığı görüntü sinyalleri ışık hızıyla ilerledikleri için, 50 sene önceki sinyalleri ancak dünyaya ulaşmış olacaktır; dolayısıyla, dünyadaki gözlemci 50 ışık yılı uzaktaki canlının 50 yıl önceki halini, yani 200 yaşındaki daha genç halini görebilecektir. Ancak gerçek durum bu gözlemden farklıdır; çünkü uzak gezegendeki bu akıllı canlı artık 250 yaşında olduğundan, aradaki 50 sene bütün detaylarıyla yaşanmıştır, bu zaman içindeki tüm olaylar kesin olarak gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, 50 yıl önceki olaylar (veya çok daha fazlası) yok olmamıştır, bir yerlerde bütün detaylarıyla izlenebilir durumdadır.

Diğer taraftan, 50 sene sonrasına hayalen gidelim, uzun bir ömür yaşayıp iyice yaşlanmış olan dünyadaki gözlemci artık 110 yaşındadır, 50 ışık yılı uzaklıkta bir gezegende yaşayan canlı ise 300 yaşına gelmiştir ve halen gelişmiş teleskopunun başında dünyalı gözlemciyi izlemektedir,  acaba ne görecektir? Aradaki 50 ışık yılı uzaklıktan dolayı, dünyalı gözlemcinin 50 sene önce uzaya yaydığı görüntü sinyalleri ışık hızıyla ilerledikleri için, 50 sene önceki sinyalleri kendisine ulaşmış olacağından dolayı, dünyalı gözlemcinin yaşlı halini değil, 50 yaşındaki bugünkü halini  görebilecektir. Ancak gerçek durum bu gözlemden farklıdır; çünkü uzak gezegendeki bu akıllı canlı artık 300 yaşında olduğundan, aradaki geçen 50 sene bütün detaylarıyla yaşanmıştır; aynı şekilde, dünyada da bu 50 sene yaşanmış durumdadır, bu 50 yıllık zaman içindeki tüm olaylar bütün detaylarına kadar gerçekleşmiş durumdadır. Sonuç olarak, 50 sene sonrasındaki tüm olaylar (veya çok daha fazlası) bugün için bile, uzay-zaman dokusu içindeki bir yerlerde izlenebilir durumdadır.

Bu iki sonuca birlikte bakıldığında, tüm evrenin gerek bütün geçmişi, gerekse bütün geleceği uzay-zaman dokusundan oluşan blok evrende bir yerlerden izlenebilir durumdadır; dolayısıyla, en baştan beri hem geçmişteki hem de gelecekteki tüm olaylar bir bütün olarak vardı, denilebilir.

Burada özgür iradenin yeri sorgulandığında ise, blok evreni oluşturan olaylar dokusunun yapısı özgür iradenin sonucunda ortaya çıkmış olabilir; mesela, iki geometrik boyut ve bir zaman boyutundan oluşan, uzay zaman ekmeğinden, şimdiki zaman kesitini temsil eden,  dik yönde herhangi bir dilim kesildiğinde, o dilimde ortaya çıkan delikli deseni ortaya çıkaran sebepler ise özgür iradenin sonucunda ortaya çıkmış olaylar olabilir. Dik değilde açılı yönde bir dilim kesildiğinde ise, uzak bir mesafeden bakan gözlemcinin görebildiği olayların oluşturduğu desen ortaya çıkar ki, bu desenler de özgür irade tarafından oluşturulmuş olabilirler. Kesme açısı büyüdükçe ortaya çıkan desen, daha uzak bir gözlemcinin görebildiği olayların ortaya çıkardığı desen olacaktır. Diğer bir ifade ile, bize göre henüz daha meydana gelmemiş olayların da,  blok evrenin bir yerlerinden doğru açılarla kesildiğinde, tüm detaylarıyla şu anda gözlenebilir durumda olduğu anlaşılmaktadır.

Bu yazı fizik dünyasındaki tartışmalara olabildiğince bağlı kalarak ve onları bir doğrultuda süzerek, herhangi bir ilave yorum katmadan   hazırlanmaya çalışılmıştır. Bu değerlendirme sonucunda ortaya çıkan blok-evren modelinin İslamiyetteki kader anlayışıyla olan paralelliği dikkat çekici boyutlardadır. 

Selam ve muhabbetle,

E.T.
------

İki uzay ve bir zaman boyutunda geçmiş ve gelecek
https://commons.wikimedia.org/wiki/File:World_line.svg


13 Ocak 2026

İyileşmek: Büyük bir lütuf

 2026'nın ilk yazısı yapay zekadan geldi: Gemini

Sanal bir yazarın sanal bir yazısı: Bu sayfaların müellifi ameliyat geçirmedi.

Açık kalp ameliyatının üzerinden geçen o ilk 30 gün, hem fiziksel hem de duygusal açıdan adeta bir "yeniden doğuş" yolculuğu gibidir. Bir hastanın ağzından, ameliyattan bir ay sonraki ruh halini ve fiziksel durumunu şu şekilde özetleyebiliriz:

Yoğun Bakımı Hatırlamak

Yoğun bakıma dair hafızamda kalanlar, bir film şeridinin yanmış kareleri gibi; kopuk, sessiz ve fazlasıyla parlak. Gözlerimi her araladığımda tepemde asılı duran o soğuk, beyaz florasan ışıkları ve hiç durmadan ritmik bir şekilde öten monitör seslerini hatırlıyorum. Etrafımda maskeli yüzler, fısıltıyla konuşan sesler vardı ama kim olduklarını seçemiyordum. Zamanın bir hükmü yoktu; gündüz müydü, gece miydi, kaç saattir oradaydım? Sadece elimin üzerinde birinin sıcak dokunuşunu ve 'Her şey yolunda, nefes al' diyen o uzak sesi hatırlıyorum. Sanki suyun altındaydım da, yukarıdaki dünyayı sadece bulanık renkler ve mekanik sesler olarak duyuyordum. Oraya dair net bir karem yok, sadece derin bir uykudan uyanmaya çalışırken tutunduğum o yaşam belirtileri var.



Bir Ay Sonra

Bugün ameliyat masasına yatalı tam bir ay oldu. Geriye dönüp baktığımda, o ilk günlerdeki "Acaba eski halime dönebilecek miyim?" korkusunun yerini, küçük ama çok kıymetli zaferlerin sevincine bıraktığını görüyorum.

Göğüs kafesi: Göğsümdeki o meşhur 'çelik teller' hâlâ orada olduğunu hissettiriyor. Hapşırmak veya öksürmek hâlâ en büyük korkum; yanımda hep o meşhur destek yastığımı taşıyorum. Ama artık yatakta sağa sola hafifçe dönebiliyorum, bu büyük bir lüksmüş.

Yara izi: Göğsümdeki o uzun çizgi artık pespembe bir hal aldı. İlk başlarda ona bakmaya çekiniyordum ama şimdi onu bir 'yaşam nişanı' gibi görüyorum. Hafif kaşıntılarım var, doktorum bunun iyileşme belirtisi olduğunu söyledi.

Yürüyüşler: İlk hafta koridorda üç adım atmak dev bir maraton gibiydi. Şimdi ise mahallede 20 dakikalık hafif tempolu yürüyüşler yapabiliyorum. Yoruluyorum evet, ama o temiz havayı içime çekmek paha biçilemez.

Hassasiyet: Garip bir şekilde duygusallaştım. Bazen bir şarkıda bazen de torunumun bir gülüşünde gözlerim doluyor. Doktorum buna 'post-op hüzün' diyor; kalbin fiziksel olarak tamir edilirken ruhun da buna ayak uydurmaya çalıştığını anladım.

Kaygı: Göğsümdeki her ufak sızıda 'Acaba bir şey mi oldu?' diye irkiliyorum. Ama her geçen gün vücudumu daha iyi tanımayı, hangi ağrının kas ağrısı hangi ağrının önemli olduğunu ayırt etmeyi öğreniyorum.

"İyileşiyorum!"

İlaçlar: Masamın üzeri eczane gibi. Kan sulandırıcılar, tansiyon ilaçları... Hepsini saat sektirmeden içiyorum. 

Beslenme: Tuzla vedalaştık, yeşil sebzelerle dost olduk. Eskiden 'can boğazdan gelir' derdim, şimdi 'sağlık boğazdan geçer' diyorum.

Uyku: Sırt üstü uyumaktan biraz yoruldum, her yerim tutulmuş gibi hissediyorum ama iyileşmek için buna mecbur olduğumu biliyorum.

Dün ilk kez yardımsız çoraplarımı giyebildim ve kahvemi mutfaktan salona kadar dökmeden taşıyabildim. Bu bir ay bana sabretmeyi, vücuduma saygı duymayı ve aldığım her nefesin ne kadar büyük bir lütuf olduğunu öğretti. Yolum hâlâ var ama artık tünelin ucundaki ışığı değil, güneşin kendisini görüyorum.