11 Ağustos 2006

Samsun gemisi ile İzmir

Akif Eyler
Marmara Üniversitesi


Gemi ile seyahat çok ilginç, insana şehir hayatının unutturduğu birçok şeyi hatırlatıyor. Özel bir firmanın satın aldığı Samsun gemisi, bu yaz İstanbul-İzmir arasında gidip gelmeye başladı.

Samsun2
Samsun gemisi Sarayburnu'na yaklaşıyor

Seyahat
İstanbul-İzmir arasındaki yolculuk 19 saat sürüyor. İkindiye doğru yola çıkıp öğleye doğru diğer limana varıyor. Gemide 160 kadar kamara, restoran, kafeterya, yüzme havuzu bulunuyor. Kamara istemeyen yolcular için pulman koltuk salonları var. Fakat yolcular için bir büfe düşünülmemiş. Su, mendil gibi ihtiyaçları önceden düşünüp yanınızda getirmeniz iyi olur. Elinizde bir de dürbün varsa, yolculuğun tam keyfini çıkarabilirsiniz. Bir harita ve pusula da yolu takip etmek için gerekli.

Güverteler
Güverte planı

Günbatımı
Güneşin batışı denizde de çok güzel. Çoğu zaman uzaktaki bir bulutun ardında kayboluyor. Hiç bulutsuz bazı ender günlerde ise, güneş denizin içine "batıyor." Dümdüz mavi bir ufukta alçalan kırmızı bir disk suyun içine giriyor.

Agean sunset

Denizde Gece
Uzun deniz yolculuğu yaptıysanız gecenin dehşetini bilirsiniz. Denizin gecesi asla karanınki gibi değil. Güneş battıktan sonra batı ufku bir saat boyunca renkten renge giriyor. Yeşil hariç, bütün renklerin pastel tonları sırayla görünüyor. Sonuna doğru deniz tamamen kararmışken ufukta hafif beyazlık kalıyor. Bu arada yıldızlar görünmeye başlıyor. Gece bütün ağırlığı ile üstümüze çöküyor.

Gecenin apayrı bir güzelliği var elbette. Mehtaplı zamanlarda, ayışığı gecenin dehşetini biraz azaltıyor. Aysız ve bulutsuz bir gecede belki samanyolu da görünüyor. Burçlar, kayan yıldızlar hep gecenin süsü oluyor.

Geminin arkasına geçince, pervanelerin suda çıkardığı ses duyuluyor. Deniz ise tümüyle karanlık, kendini göstermiyor. İşte o zaman denizde gecenin dehşetini hissediyorsunuz.

Özellikle Çanakkale boğazından geçerken, uzaktaki gemilerin ışıklarını seyretmek çok hoş. Asırlardır yerleşmiş denizcilik kurallarına göre, büyük gemiler iki direkte birer beyaz ışık ile iki yanda birer renkli ışık taşımak zorunda. Geminin sağı olan sancak tarafında yeşil, iskele tarafında kırmızı renkli ışıklar var. Böylece, çok uzaktaki gemilerin bile hangi yöne gittiğini hemen anlıyorsunuz: Yeşil görüyorsanız diğer gemi sağa gidiyor, kırmızı görüyorsanız sola.

denizde gece

Kırmızı ve yeşil ışıklarlarla birlikte iki beyaz ışığı da görüyorsanız tehlike var: Diğer gemi tam üstünüze geliyor. Bu durumda ya iki gemi de dümeni sağa kırarak birbirlerinin sağından geçiyor, ya da soldaki sağdakine yol veriyor.

Sabah
Gecenin sonu yaklaşınca, akşamki renkler dizisi doğu ufkunda tersinden gözleniyor. Önce bir çizgi gibi fecrin beyazlığı çıkıyor. Sonra renkler görünüyor ve yıldızlar siliniyor. Aydınlık etrafı kapladıkça karanlık yok oluyor.

Birden güneş kendini gösteriyor, parlak bir nokta. Sonra yükselen kızıl disk, yorulmadan, bıkmadan bizi ısıtıp aydınlatmayı sürdürüyor.

Geceler sonsuza kadar sürmüyor.

Samsun3
Gemimiz İzmir Alsancak limanında

6 Ağustos 2006

Luleburgaz Gezisi

Ali Demir, İTÜ

Geçtiğimiz  hafta sonu bir grup öğretim üyesi arkadaş ve aileleri ile birlikte Lüleburgaz'a giderek Istranca dağlarının eteğindeki bir piknik yaptık. Giderken yolda daha tecrübeli ve biraz da bilge bir arkadaşımız çantasında getirdiği haritayı açtı ve "az sonra sağdaki yol şuraya gider, az ileride de bir ırmağı geçeceğiz" gibi ifadeleri kullandıktan sonra "Harita ne güzel bir araç, hiç bilmediğimiz yerleri, sanki daha önce gitmiş gibi bilebiliyoruz" yorumunu yaptı.

Gittiğimiz yer gerçekten çok güzel bir yerdi. Irmak kenarında ev sahiplerimiz de iyi hazırlık yapmışlar. Mükellef sofralarda kahvaltı ve öğleden sonra da mangal keyfini yaşadık. Irmak boyunca akıntının kaynağına doğru gittiğimizde suyun seviye değiştirdiği yerlerde ruhumuza huzur ve dinlenme veren su seslerini dinledik. Sanki bir el beni orada çiviledi de nerede ise hiç ayrılmak istemedim.

Ama, hiç de ummadığımız küçücük yaratıkların azap veren işleri ile karşılaştık.  Haritanın göstermediği sivrisinekler vardı nehir kenarında ve acımasızca bazılarımıza saldırdılar. Ben o talihsizlerden biri idim ve aradan üç gün geçmiş olsa da hala ızdırap çekiyorum.

Ne olurdu harita sivrisinekleri de gösterseydi. Belki haritayı yanına almayı akıl eden bilge arkadaşım sivrisinekleri uzaklaştırıcı bir nesneyi de yanına alırdı da bu denli ızdırap çekmezdim.


20 sene sonra...

M Akif Eyler

Geziyi hayal meyal hatırlıyorum. 20 sene sonra yazıyı tekrar okuyunca, şunları düşündüm:
  • Telefon sadece konuşmak içindi. Resim çekmek için fotoğraf makinesi, yol bulmak için harita kullanırdık. Konum bulmanın tek pratik yolu, canlı bir insan bulup sormaktan ibaretti.
  • Ali Hocamıza o kadar etki eden sivrisinekler, o zaman canımızı yaktıysa da, kalıcı bir iz yapmamış.
  • Yazıya geçmeyen, iz bırakan bir ayrıntıyı iyi hatırlıyorum: Dönüş yolunda jandarma bizi durdurdu, araçtan indirdi, tek tek üstümüzü aradı. (*)
O günden kalan bir resim değil, Yapay zeka Gemini ürünü

(*) Ailece piknikten dönen bir minibüsü jandarma neden durdurdu? O zaman verebildiğimiz tek anlam, gruptaki başörtülü hanımlar olmuştu. Nöbetçi subay verilen görevi aşan bir şekilde hepimizi taciz etmişti. Şimdi tekrar bakınca bu yorum çok anlamlı görünüyor: Henüz Abdullah Gül cumhurbaşkanı değildi.