6 Ağustos 2006

Luleburgaz Gezisi

Ali Demir, İTÜ

Geçtiğimiz  hafta sonu bir grup öğretim üyesi arkadaş ve aileleri ile birlikte Lüleburgaz'a giderek Istranca dağlarının eteğindeki bir piknik yaptık. Giderken yolda daha tecrübeli ve biraz da bilge bir arkadaşımız çantasında getirdiği haritayı açtı ve "az sonra sağdaki yol şuraya gider, az ileride de bir ırmağı geçeceğiz" gibi ifadeleri kullandıktan sonra "Harita ne güzel bir araç, hiç bilmediğimiz yerleri, sanki daha önce gitmiş gibi bilebiliyoruz" yorumunu yaptı.

Gittiğimiz yer gerçekten çok güzel bir yerdi. Irmak kenarında ev sahiplerimiz de iyi hazırlık yapmışlar. Mükellef sofralarda kahvaltı ve öğleden sonra da mangal keyfini yaşadık. Irmak boyunca akıntının kaynağına doğru gittiğimizde suyun seviye değiştirdiği yerlerde ruhumuza huzur ve dinlenme veren su seslerini dinledik. Sanki bir el beni orada çiviledi de nerede ise hiç ayrılmak istemedim.

Ama, hiç de ummadığımız küçücük yaratıkların azap veren işleri ile karşılaştık.  Haritanın göstermediği sivrisinekler vardı nehir kenarında ve acımasızca bazılarımıza saldırdılar. Ben o talihsizlerden biri idim ve aradan üç gün geçmiş olsa da hala ızdırap çekiyorum.

Ne olurdu harita sivrisinekleri de gösterseydi. Belki haritayı yanına almayı akıl eden bilge arkadaşım sivrisinekleri uzaklaştırıcı bir nesneyi de yanına alırdı da bu denli ızdırap çekmezdim.


20 sene sonra...

M Akif Eyler

Geziyi hayal meyal hatırlıyorum. 20 sene sonra yazıyı tekrar okuyunca, şunları düşündüm:
  • Telefon sadece konuşmak içindi. Resim çekmek için fotoğraf makinesi, yol bulmak için harita kullanırdık. Konum bulmanın tek pratik yolu, canlı bir insan bulup sormaktan ibaretti.
  • Ali Hocamıza o kadar etki eden sivrisinekler, o zaman canımızı yaktıysa da, kalıcı bir iz yapmamış.
  • Yazıya geçmeyen, iz bırakan bir ayrıntıyı iyi hatırlıyorum: Dönüş yolunda jandarma bizi durdurdu, araçtan indirdi, tek tek üstümüzü aradı. (*)
O günden kalan bir resim değil, Yapay zeka Gemini ürünü

(*) Ailece piknikten dönen bir minibüsü jandarma neden durdurdu? O zaman verebildiğimiz tek anlam, gruptaki başörtülü hanımlar olmuştu. Nöbetçi subay verilen görevi aşan bir şekilde hepimizi taciz etmişti. Şimdi tekrar bakınca bu yorum çok anlamlı görünüyor: Henüz Abdullah Gül cumhurbaşkanı değildi.