9 Nisan 2026

Eyüp-Üsküdar Vapuru

Dinlerin ve Dillerin Geçit Töreni

Rasyonel bir dünyada büyüdük; aklın her şeyi çözeceğine, dinin bireysel vicdanlara çekilip hayatın merkezinden çıktığına ve kanlı din savaşlarının tozlu tarih kitaplarında kaldığına inandık. Ancak 21. yüzyıl, bu modern kabulün ne kadar kırılgan olduğunu sert bir şekilde yüzümüze vurdu. Gökdelen yıkan uçakların dehşetiyle başlayan bu milenyum, Haçlı zihniyetini ve küllenmiş nefretleri dirilten anlamsız savaşlarla, bitmek bilmeyen kimlik çatışmalarıyla devam ediyor. Dünya, farklı olanı yok etmeye ayarlı bir makineye dönüşürken, çağdaş krallar aklını ve insanlık hafızasını yitiriyor.

Halbuki içinde bulunduğumuz bu şehir, yüzyıllar boyunca farklı inançları aynı sokakta, aynı rüzgârda barındırmıştı. O eski, dingin ve çok renkli İstanbul’u hatırlamak için zamanda küçük bir yolculuğa çıkalım. 20. yüzyılın başlarında, büyük savaşlar öncesinde, sabahın ilk ışıklarıyla Eyüp İskelesinden kalkan bir vapura bindiğimizi hayal edelim...

Birlikte yaşama sanatını tek karede görmek isterseniz,
Eyüp iskelesinden kalkıp Üsküdar’a süzülen bu
emektar vapura binmeniz yeterlidir.  Wikipedia

Vapur henüz iskeleden ayrılırken, arkada Eyüp Sultanın manevi huzuru ve sabah ezanının yankısı kalır. Güverteye adım atan ilk yolcular; ellerinde tespihleri, dillerinde sabah dualarıyla vapurun ahşap sıralarına yerleşen Müslümanlardır. Ama vapur sadece onlara ait değil, biraz sonra gelecek olanlar, son yıllarını yaşayan bir imparatorluğun küçük bir modelini bize gösterecek. Fesli, modern bir memurun yanında, siyah giyimli bir papazın ya da kara çarşaflı bir hanımın oturduğunu görmek kimseyi şaşırtmaz.

Ara duraklara yanaştıkça, bu mozaiğe her iskeleden yeni parçalar eklenir. Hasköy'den elinde çantasıyla binen saatçi Agop, Balat’ın dar sokaklarından telaşla çıkıp gelen tüccar Mişon, Fener’de ipek eldivenleriyle korkuluklara tutunan Tatyana hanım... Kırmızı tuğlalı heybetli Fener Rum Lisesi’nin gölgesinden gelen Lidya teyze, elindeki pazar çantasıyla vapurun yan tarafına oturur. Hemen ardından bankacı İzak, okuyacağı gazeteyi hışırdatarak selam verir. Galata'nın ilk durağı olan Kasımpaşa'da yolcuların bir kısmı iner, yerine başkaları biner.

Haliç’in o daracık suyolu, sanki bütün bir medeniyetin ana damarıdır:

* Bir yanda sinagogdan çıkan yaşlı bir tüccarın huzuru,
* Diğer yanda çan sesleriyle güne başlayan bir semercinin neşesi,
* Ve hepsinin ortasında, gün boyunca göğe yükselen ezan sesleri.

Vapur Karaköy’e, Galata Kulesinin gölgesine vardığında, Ermeni esnaf ve Galata’nın kozmopolit kalabalığı güverteyi iyice şenlendirir. Son durak olan Üsküdar’a, Kız Kulesinin selamıyla yanaşırken, yolcuların kimliği sadece "İstanbullu"dur. Aziz Mahmud Hüdayi’nin semtine ayak basan bu muhtelif insanlar; farklı mahallelerden ve farklı mabetlerden gelmiş olsa da, bir vapurla aynı yere gitmenin o sessiz huzurunu taşır. 

Vapurdan inen kalabalık, farklı dillerde vedalaşarak dağılır. Rumca ve Ermenice kadar, Arapça ve Kürtçe de duymak muhtemeldir. Birisi Arapça dua mırıldanırken, diğer yanda Kürtçe bir atasözü veya Rumca bir şarkı yankılanır. Bugünün dünyasında bir ütopya gibi görünen bu tablo, bizim köklerimizde doğal sayılan derin bir hakikattir: 

Birlikte yaşamak, farklılıkları bir savaş sebebi değil, aynı geminin zenginliği olarak görebilmektir. Belki de 21. yüzyılın o karmaşık labirentinden çıkış yolu, yüz yıl önce o vapurdan inen insanların birbirine davranışında gizlidir.

Yerleşim Bölgeleri

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde İstanbul, farklı inanç ve kültürlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir yerleşim yapısına sahipti. Bu dönemde gayrimüslim azınlık, hem şehrin ticari kalbinde hem de Boğaziçi ve Haliç kıyılarında herbiri kendine özgü mahalleler kurmuştu:

1. Rumlar İstanbul’un en köklü topluluğu olarak şehrin pek çok noktasına yayılmıştı: Fener, Beyoğlu (Pera), Boğaziçi Köyleri (Arnavutköy, Tarabya, Çengelköy, Kuzguncuk), Kadıköy ve Adalar.

2. Ermeni toplumu, zanaat ve ticaretin yanı sarı devlet kademelerindeki  görevleri nedeniyle şehrin stratejik noktalarındaydı: Kumkapı, Samatya, Üsküdar (Selamsız), Kurtuluş (Tatavla).

3. Yahudiler ise, Osmanlı’ya geldikleri dönemden itibaren belirli ticaret merkezleri üzerinde yerleşmişlerdi: Balat, Hasköy, Galata, Kuzguncuk.

Bu mahalleler birbirinden katı duvarlarla ayrılmamıştı. Özellikle Pera ve Kuzguncuk gibi bölgelerde, bu üç azınlık ile Levantenler ve Müslüman çoğunluk ilginç bir kozmopolit yapı içerisinde birlikte, barış içinde yaşıyordu. 

Vapurun Son Durumu

19. yüzyılda Haliç'te yoğunlaşan yolcu taşımacılığını modernleştirmek, sandallar yerine buharlı gemilerle seri taşıma yapmak için 1855 yılında kurulan Haliç-i Dersaadet Şirket-i Hayriyesi (Haliç Vapurları Şirketi) imtiyaz usulüyle çalışmış. 1941 yılına kadar faaliyet göstermiş, sonra Şehir Hatları işletmesine devredilmiş. Eyüp-Üsküdar Vapuru 1950'lerin sonunda kaldırıldı (kaynak?) 

Eyüp-Üsküdar Vapuru 2025

2005 yılında bu hizmet yeniden başladığı zaman, ters yönde Üsküdar'dan Eyüp'e gitmiştim, şurada anlattım:
https://eyler.blogspot.com/2005/06/hali-golden-horn.html

Hâlen her saat karşılıklı bir vapur kalkıyor