30 Kasım 2012

Çekirdekten Ağaca

M A Eyler

Kocaman bir tarla düşünün, elimizde hepsi birbirinin aynı görününen bir sürü çekirdek var. Bunları toprağa ektik ve gelişmelerini gözledik. Çoğundan cılız otlar ve dikenler çıktı, hiçbir işe yaramadan kurudu gitti. Bir kısmından fidanlar türedi, bir kısmı çiçek açtı ama meyveye dönmedi. Pek azı meyve verecek olgunluğa erişti. Bu ağaçların biri kocaman oldu, kökleri sabit, dalları semayı kapladı. Meyveleri her tarafa ulaştı. Şimdi "Bu ağaç da diğerleri gibi basit bir çekirdekti" dersek ne kadar anlamı olur? Ağacın ilk haline takılıp kalırsak, meyvelerini göremeyiz.

"kökleri sabit, dalları semayı kaplamış" (İbrahim 14:24)

İnsanlık tarihinin zirve noktası olan Efendimiz Muhammed (salat ve selam ona) görünüşte bizlerden biriydi, bizim gibi bir beşerdi. Ancak onun ortaya koyduğu muazzam eserleri ve ruhları inşa eden manevi meyveleri, sadece biyolojik bir varlığın sınırlarına sığdırmak imkansızdır. O, beşeriyetin dar kalıplarını aşan, küresel bir vicdanın mimarıdır.

Onun 23 yıllık tebliğ sürecini sadece yaşadığı dönemin coğrafyasına ve takvimine hapsedenler; "14 asır önce çölde yaşamış bir adam modern dünyaya mı yön verecek?" yanılgısına düşerler. Bu bakış açısı, bir ağacın toprağın altında çürüyen çekirdeğine bakıp, gökyüzüne uzanan dallarını ve her mevsim taze kalan meyvelerini görmezden gelmektir.

Doğru bakış, onun yaşadığı dönemin şartlarına takılmadan,

  • İnsanlık onuruna yaptığı eşsiz dokunuşu,
  • Cahiliyeyi medeniyete dönüştüren o büyük devrimi,
  • Evrensel ahlak ilkelerini nasıl kökleştirdiğini kavramaktır.

Getirdiği mesaj, zamanın ve mekanın dar koridorlarından sıyrılıp her çağın kalbine hitap etmektedir. İşte bu yüzden, aradan geçen 1400 yıla rağmen, hakikati arayan her vicdan bugün de aynı teslimiyetle haykırır:
"Sadaqte ve bil-haqqi nataqte"
Doğru konuştun, Hakkı söyledin


(On Dokuzuncu Mektup, Dördüncü İşaret'ten alınan ilham ile yazıldı)