Yağmurlu ve kasvetli bir sabah olmasına rağmen küçük camimizde epeyce cemaat vardı. Kamet okunurken bir alarmın tiz sesi duyuldu. Müezzin ve telefon, kendi dillerinde aynı şeyi söylüyordu:
Namaz başladı!
İmam Fatiha suresinde, her namazda söylediğimiz duayı tekrarladı:
Bizi doğru yola ilet!
Bu semavi yakarışa dünyevi bir yankı verir gibi, tuhaf bir ses yükseldi:
100 metre sonra sağa dönün
Anlaşılan, birimizin navigasyonu açık kalmış, yol tarifi devam ediyor:
Hafif sağ yaparak kavşaktan çıkın
Yazılım kendisi yolunu şaşırmış, başkasına nasıl yol göstersin! Bizi camiden çıkarmaya çalışırken imam Hacc suresinden okuyordu:
22:30 Pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının!
İşte, gerçek navigasyon (hidayet) buydu... Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi ve bu yolculukta hangi yolu izlememiz gerektiğini açıkça söylüyordu -- kendisine kulak verenlere...Yanlış bir yola saptığımızda, navigasyon durumu yeniden değerlendirir, bizi hedefimize ulaştıracak başka bir güzergâh gösterir.
Sola doğru U-dönüşü yapın
Fakat cihazın doğru yolu göstermesi, bizim o yola gireceğimiz anlamına gelmez. Tercih yine bize aittir. Üstelik kimi yollar kısa görünür ama çıkmaz sokaktır; kimi yollar zahmetlidir ama doğru yere ulaştırır.
İkinci rekatta, Kasas suresinin son ayetleri, yine "hidayet" diyordu:
28:85 De ki: “Rabbim, kimin hidayetle geldiğini, kimin apaçık bir şaşkınlık içinde olduğunu en iyi bilir.”
28:88 O’ndan başka ilah yoktur, O’nun yüzü (zatı) dışında her şey yok olacaktır.
Selam verip namaz bittiğinde yağmur hâlâ çiseliyordu. Camiden çıkarken şunu düşündüm: Sabah nefsimin sesine uyup "Bu yağmurda camiye mi gidilir, evde kılayım" deseydim, harika bir gözlemden, bu şahane ilhamdan ve rotamı kontrol etme fırsatından mahrum kalacaktım.
